MESELE - II

PEYGAMBER -SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM-'İ SEVMENİN İKİNCİ BELİRTİSİ:

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- uğruna canını ve malını fedâ etmek:

Samimi olarak seven birisi, sevdiği uğrunda rahatını, canını ve sahip olduğu şeyleri, fedâ etme imkânını bulacağı fırsatı elbette büyük bir özlem ve istekle bekler.Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'i samimiyetle seven ashâb-ı kiram onun uğrunda fedakârlık örneklerinin en göz kamaştırıcısını vermişlerdir. Onlardan sonra gelenler arasından onu sevenler de kalplerinde o büyük mutluluğu ve çok değerli arzuyu elde edemediklerinden dolayı anlatılamayacak ölçüde bir hasret hissederler.

Aşağıda fedakârlığın, sevgi ve bağlılığın, îmân ve ihlâsın gerçekten insanı şereflendiren bazı tavır ve tutumlarını zikredeceğim. Âlemlerin Rabbinin sevgilisi, kendi sevgililerine duydukları sevgilerinde samimi olan o hayırlı insanlara âit tavırlardır. Bunlar:

1. Ebu Bekir Es-Sıddîk'ın -Allah ondan râzı olsun-, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- için endişe edip ağlaması

Sürâka b. Mâlik, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile Ebu Bekir es-Sıddîk'a hicret yolculuğu sırasında yetişiyor. Onlara yaklaştığında, Ebu Bekir es-Sıddîk paniğe kapılıp, kendisi için değil, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- için endişe ettiği için ağlıyordu.

İmam Ahmed bu olayı, bize Berâ b. Âzib'den -Allah ondan râzı olsun- şöyle nakletmektedir:

"Ebu Bekr -Allah ondan râzı olsun- dedi ki:

- Kureyş bizi arayıp dururken biz yola koyulduk. Bize sadece atı üzerindeki Sürâka b. Mâlik b. Cu’şum yetişebildi.

Ben:

- Ey Allah'ın Rasûlü! İşte bizi takip eden bu adam bize yetişti, dedim.

O:

- Üzülme! Şüphesiz Allah bizimle beraberdir, diye buyurdu.

Nihayet bize yaklaştı, bizimle onun arasında bir veya iki veyahut üç mızrak boyu bir uzaklık kaldı.

Ben:

- Ey Allah'ın Rasûlü! İşte bizi takip eden bu adam bize yetişti, dedim ve ağlamaya başladım.

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:

- Niye ağlıyorsun? diye sordu.

Ben:

- Allah'a yemin ederim ki kendim için ağlamıyorum, senin için ağlıyorum, dedim.

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Surâka'ya bedduâ ederek:

- Allah'ım! Dilediğin şekilde onun şerrini bizden uzaklaştır, diye yalvardı.

Bunun üzerine atının ayakları sert bir arazide karnına kadar gömüldü, deyip, hadisin geri kalan bölümlerini zikretti."[1]

2. Mikdad b. El-Esved'in -Allah ondan râzı olsun- savaş alanında Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanında durmaya hazır olması:

Sevgisinde samimi bir diğer kişiyi görüyoruz.Bu da savaş alanında Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte yanyana durmak için tam anlamıyla hazır olduğunu belirtmektedir.

İmam Buhârî onun başından geçen bu olayı, Abdullah b. Mesud'dan -Allah ondan râzı olsun- bize şöyle anlatmaktadır.

"Abdullah -Allah ondan râzı olsun- dedi ki:

- Ben, Mikdad b. el-Esved'in -Allah ondan râzı olsun- bir olayına şâhit oldum. Böyle bir konumda olmak, benim için dünyadaki her şeyden daha sevimlidir. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- müşriklere bedduâ ederken Mikdad geldi ve şöyle dedi:

Biz, Musa -aleyhisselâm-'ın kavminin dediği gibi: Sen ve Rabbin gidin ve savaşın, demeyiz. Fakat biz, senin sağında, solunda, önünde, arkanda savaşırız.

Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yüzünün aydınlandığını ve bundan dolayı sevindiğini gördüm. Abdullah onun söylediği sözleri kastetmektedir.[2]

Bu rivâyette Mikdad'ın -Allah ondan râzı olsun- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- için kendisini fedâ etmeye hazır olmasının yanında Abdullah b. Mesud'un -Allah ondan râzı olsun- böyle şerefli bir konumda olma arzu ve isteğini de görüyoruz. Bu da onun şu ifâdelerinde ortaya çıkmaktadır:

"Ben Mikdad b.el-Esved'in -Allah ondan râzı olsun- bir olayına şâhit oldum. Böyle bir konumda olmak, benim için dünyadaki her şeyden daha sevimlidir."

Hâfız İbn-i Hacer -Allah ona rahmet etsin- bunu açıklarken şöyle der:

"Eğer bu sözü söyleyen kimse, böyle bir konum ile bunun karşılığında ne olursa olsun birtakım şeyler elde etmek arasında tercihte serbest bırakılmış olsaydı, elbetteki böyle bir konumda olmak, onun için daha sevimli olurdu."[3]

3. Ensardan onbir kişi ile Talha'nın -Allah ondan râzı olsun- Allah Rasûlü için kendilerini fedâ etmeleri:

Uhud savaşında bazı okçular hata ederek yerlerini bırakırlar. Halid b. el-Velid komutasında Kureyş ordusundan bir birlik müslümanların arkasından dolanıp gelirler. Bunun sonucunda müslümanların saflarında gedikler ve çalkantılar ortaya çıkar. Öyle bir an gelir ki, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanında sadece oniki kişi kalır. Müşrikler de Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ve bu oniki kişiye yetişirler.

Peki, sevgili Peygamberi samimiyetle seven bu hayırlı insanlar, sevdikleri o zatı savunmak için neler yaptılar? Bunun için İmam Nesâî'nin, Câbir b.Abdullah'tan -Allah ondan râzı olsun- rivâyet ettiği şu rivâyeti hep birlikte okuyalım:

"Uhud gününde insanlar gerisin geriye kaçınca Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir kenarda Ensar'dan oniki kişi ile birlikte bulunuyordu. Aralarında Talha b. Ubeydullah da -Allah ondan râzı olsun- vardı. Müşrikler onlara yetiştiler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara doğru dönüp:

- Bunlara karşı kim bizi savunacak? diye sordu.

Talha: Ben, diye cevap verdi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem "Olduğun yerde kal" diye buyurdu.

Bu sefer Ensar'dan bir adam:

Ben, ey Allah'ın Rasûlü, dedi. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-:

- Sen (çık), diye buyurdu.

Öldürülünceye kadar çarpıştı. Sonra yine müşriklerin yaklaştıklarını gördü ve:

- Bunlara karşı kim bizi savunacak? diye sordu.

Talha yine: Ben, dedi.

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-:

- Yerinde kal, diye buyurdu. Bu sefer Ensar'dan bir başka adam: Ben dedi. Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem-:

- Sen (çık), diye buyurdu. O da öldürülünceye kadar çarpıştı.

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu sözleri söyleyip durdu, yine onların karşısına Ensar'dan bir adam çıkıyor ve öldürülünceye kadar kendisinden öncekinin çarpışması gibi çarpışıyordu. Nihayet Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile Talha b. Ubeydullah -Allah ondan râzı olsun- başbaşa kaldılar. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:

- Bunlara karşı kim çıkar? diye sordu.

Talha: Ben dedi.

Talha onbir kişinin çarpıştığı şekilde çarpıştı.Nihayet eli isâbet aldı, parmakları koptu ve:

-Ah, dedi.

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:

- Eğer Bismillah demiş olsaydın, insanlar sana bakıp dururken melekler seni yukarı doğru yükselteceklerdi, diye buyurdu. Daha sonra yüce Allah müşrikleri geri püskürttü."[4]

Allahu Ekber!Peygamberi seven onbir kişi,âlemlerin Rabbinin de, kendilerinin de sevgilisi uğrunda canlarını fedâ ediyorlar. Onikinci kişi de Talha b. Ubeydullah -Allah hepsinden razı olsun- Peygamberi savunması pek kolay olmuyor.Onbir kişinin çarpışması gibi çarpıştı. Bunun neticesinde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i koruduğu eli çolak kaldı.

İmam Buhârî'nin rivâyetine göre Kays şöyle demiştir:

"Ben, Talha'nın Uhud günü Peygamberimizi onunla koruduğu çolak elini gördüm."[5]

Muhammed'in Rabbine yemin olsun ki, Allah Teâlâ'nın en sevgili ve yaratılmışların en mukaddesini savunurken çolak kalan bu el, ne kadar mutlu, ne kadar temizdir! Bu elin sahibi ne kadar bahtiyardır!

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i savunurken etkilenen ve çolak kalan sadece eli değildi. Vücudunun her tarafı yara almıştı. Bedeninde yetmişe yakın yara vardı.

İmam Ebu Davud et-Tayâlisî, Âişe'den, o da Ebu Bekir es-Sıddîk'tan -Allah ikisinden de râzı olsun- şöyle dediğini rivâyet etmektedir:

"Daha sonra yerdeki çukurlardan birisinde bulunan Talha'nın yanına gittik. Mızrak, ok ve kılıç darbelerinin açtığı yetmiş küsur yahut biraz az veya biraz daha fazla yara aldığını gördük."[6]

Ebu Bekir es-Sıddîk -Allah ondan râzı olsun- Uhud gününü hatırladığında ağlar, sonra şöyle derdi:

"O günün hepsi, Talha'nın günü idi."[7]

Allah Teâlâ ondan, Ebu Bekir es-Sıddîk'tan ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i samimi olarak seven herkesten razı olsun.

4. Ebu Talha'nın göğsünü Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in göğsüne sper etmesi:

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'i samimi olarak seven bir başkasının göğsünü, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in göğsüne siper ettiğini görüyoruz. Oklar gelip, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in göğsüne isâbet edecek yerde, ona isabet ediyordu. Bu olay da Uhud savaşında olmuştu.

Buhârî ve Müslim, Enes b. Mâlik'ten -Allah ondan râzı olsun- şöyle dediğini rivâayet etmektedirler:

"Uhud savaşında bulunanların bir kısmı Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanından uzaklaşıp, geri çekildiler. Ebu Talha ise, bir kalkan ile Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i koruyordu.

(Enes devamla) dedi ki:

Ebu Talha -Allah ondan râzı olsun- oldukça güzel ok atan birisi idi. O gün elinde iki ya da üç yay kırdı.

Birisi yanından bir ok torbası ile geçiyor ve ona:

- Ebu Talha'nın önüne bu okları saç, diyordu.

(Enes devamla) dedi ki:

Allah'ın Peygamberi -sallallahu aleyhi ve sellem- ise yüksekten savaşçılara bakarken, Ebu Talha şöyle diyordu:

- Ey Allah'ın Peygamberi! Annem-babam sana fedâ olsun. Sen bakma. Bunların attıkları bir ok sana isâbet etmesin. Nefsim sana fedâ olsun." [8]

Allahu Ekber! Seven neler yapar, neleri temenni eder ve neler ister?

Büyük âlim Aynî, Ebu Talha'nın: "Nefsim sana fedâ olsun" sözünü açıklarken şöyle der:

“İşte benim göğsüm, senin göğsünün önündedir. Yani ben, senin önünde öyle duruyorum ki, eğer ok gelecek olursa, benim göğsüme isâbet eder, senin göğsüne isâbet etmez.”[9]

Değerli âlim Muhammed Fuad Abdulbâkî der ki:

"Cümle, bir duâ cümlesidir. Yani; Allah benim göğsümü oklara daha yakın kılsın da oklar senin göğsüne değil de, benim göğsüme isâbet etsinler."[10] demektir.

5. Ebu Dücâne'nin -Allah ondan râzı olsun-,Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- için kendisini kalkan yapması:

İbn-i İshak, bize samimi olarak seven başka birisini şu sözüyle rivâyet etmektedir:

"Ebu Dücâne, vücudunu Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e kalkan yaptı. O, Rasûlullah'ın üzerine kapanmış bir halde dururken oklar onun sırtına düşüyordu.Öyle ki sırtına isâbet eden oklar bir hayli çoğalmıştı."[11]

Bir başka rivâyette şöyle denilmektedir:

"(Oklar onun sırtına isâbet ederken) o hareket etmiyordu."[12]

Allahu Ekber! Ebu Dücâne'yi -Allah ondan râzı olsun- kendisini Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- için kalkan yapmasına, onun üzerine kapanmasına ve sırtına isâbet eden oklara hareket etmeksizin katlanmasına iten sebep nedir?

Şüphesiz ki bu, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e karşı duyulan samimi bir sevgi ve o sevgili uğruna canını fedâ etmek için duyulan şiddetli bir arzudur.

6. Ensar'dan birisinin Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- için kendisini feda ederek, yanağı Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ayağı üzerindeyken ölmesi:

Siyer ve tarih kitapları, bize Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i samimi bir şekilde seven ve O'nu savunarak kendisini fedâ eden başka bir isimden söz etmektedir.Bu sahâbî, bu dünyadan göç etme vakti geldiği zaman yanağı Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ayağı üzerindeydi.Bu olay da yine Uhud savaşında olmuştur.

İbn-i İshak der ki:

"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- etrafı müşrikler tarafından kuşatılınca:

- Bize canını satacak kimse var mı? diye sordu.

Ziyad b. es-Seken -Allah ondan râzı olsun- Ensar'dan beş kişi ile birlikte ayağa kalktı. (Bazıları onun Umâre b. Yezid b. es-Seken olduğunu söylerler.)

Bu beş kişi, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in önünde birer birer savaştılar ve onun uğrunda öldürüldüler. Nihâyet onların sonuncusu Ziyad ya da Umâre idi. O da oldukça ağır yaralar alıncaya kadar çarpıştı.Daha sonra müslümanlardan bir kesim geldi, müşrikleri onun etrafından uzaklaştırdılar. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:

- Onu bana yaklaştırın! diye buyurdu. Bunun üzerine onu Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e yaklaştırdılar. Ayağını başının altına yastık gibi koydu.

- Yanağı, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ayağı üzerinde olduğu halde vefât etti."[13]

Allahu Ekber! Ne kadar hoş, ne kadar tatlı bir ölüm.

7. Sa’d b. er-Rabi' -Allah ondan râzı olsun-, ruhunu teslim ederken Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in selâmette olmasına önem vermesi:

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i samimi bir şekilde seven Uhud savaşında yaralanan sahâbeden başka birisini görüyoruz. Üzerinden mızrak, kılıç ve ok darbelerinden yetmiş küsur yarası var. Bu dünya ve bu dünyadaki âile, mal ve metâdan ayrılışı için sadece birkaç dakikası var.

Peki o neyi düşünüyordu?

Kendisini meşgul eden şey ne idi?

Bu hususta İmam Hâkim'in Zeyd b. Sâbit'ten -Allah ondan râzı olsun- rivâyet ettiği olayı birlikte okuyalım:

"Uhud günü Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- beni Sa’d b. er-Rabi'i aramak için gönderdi ve bana buyurdu ki:

- Şayet onu görürsen, benden ona selâm söyle ve ona de ki: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- sana kendini nasıl buluyorsun, diye soruyor."

Zeyd der ki:

Ölüler arasında dolaşmaya başladım.Son nefesini vermek üzereydi. Üzerinde mızrak, kılıç ve ok darbelerinden yetmiş küsur yarası vardı. Ona:

- Ey Sa’d! Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sana selâmı var ve sana: Kendini nasıl buluyorsun, bana bildir, diyor.

Sa’d dedi ki:

- Rasûlullah'a ve sana selâm olsun. Ona de ki: Ben, şu anda cennetin kokusunu alıyorum. Kavmim Ensar'a da de ki: Siz de gözünüzü kırpacak kadar bir güç varken Rasûlullah’a bir zarar isâbet ederse, Allah nezdinde hiçbir mazeretiniz kabul edilmez.

Zeyd b. Sâbit der ki:

Ve ruhunu teslim etti. Allah'ın rahmeti üzerine olsun."[14]

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i samimi bir şekilde seven bu sahâbî hayatının son anlarında neler düşündü?

Aklını meşgul eden ne idi?

Kavmiyle vedâlaşırken dünyadan, dünyadaki âile, evlâtlar ve metâdan ayrılırken kavmine ne tavsiyede bulundu?

Onun aklını meşgul eden şey, kendisinin ve âlemlerin Rabbinin sevgilisi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in selâmeti idi. Kavmine yaptığı vasiyet: Herkesin kendisini Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e feda etmesi idi.

Ya biz öyle miyiz?

Biz neyi düşünüyoruz?

Çoğumuzun aklını meşgul eden şey nedir?

Biz, arkadaşlarımızdan birisini doğu veya batıya gitmek için uğurlarken birbirimize neyi tavsiye ediyoruz?

Bunu açıkça ifâde etmek, belki İslâm'a mensup olan bir kişiye yakışmayabilir.

8. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i bineğinden düşmesin diye onu korumak için Ebu Katâde'nin -Allah ondan râzı olsun- gece boyunca onun yanında yürümesi:

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e duyulan sevginin ikinci alâmeti ile ilgili açıklamalarımı, samimi olarak ona sevgi besleyen başka birisinin olayını anlatarak son vermek istiyorum. Bu kişi, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in rahatı ve selâmetine önem verirdi. Uyuklamanın etkisi ile yana kayınca bineğinden düşmemesi için onu korumak amacıyla gece boyunca onunla birlikte yol aldı.

İmam Müslim'in rivâyet ettiğine göre, Ebu Katâde -Allah ondan râzı olsun- şöyle der:

"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bize hitâben şöyle buyurdu: Siz, bu akşam ve geceniz boyunca yol alırsanız inşaallah yarın suya ulaşırsınız."

İnsanlar da birbirine bakmaksızın yollarına koyuldular.

Ebu Katâde der ki:

"Nihayet Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- gece yarısına kadar yoluna devam etti. Ben de onun yanında bulunuyordum. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- uyukladı. Bineğinden yana sarktı, ben de gidip onu uyandırmadan bineği üzerinde doğruluncaya kadar (bana yaslanması için) ona destek verdim. Sonra yine yola koyuldu ve nihayet gecenin büyük bir bölümü geçmişken yine bineğinden yana sarktı. Ben tekrar gidip onu uyandırmadan bineği üzerinde doğrulun-caya kadar (bana yaslanması için) ona destek verdim."

Ebu Katâde devamla der ki:

"Sonra yine yoluna devam etti. Nihayet seher vaktinin son anlarında bundan önceki iki sarkmasından daha aşırı bir şekilde sarktı.Az kalsın düşecekti.Tekrar gittim ve ona destek verdim. Başını kaldırarak: Bu kim? diye sordu.

Ben:

- Ebu Katâde, dedim.

- Bu şekilde benim yanımda ne zamandan beri yürüyorsun? diye sordu.

Ben:

- Geceden beri hep bu şekilde yürüyorum, dedim.

O da:

- Peygamberini koruduğun için Allah da seni korusun, diye buyurdu."[15]

Subhanallah! Ebu Katâde -Allah ondan râzı olsun-, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in aynı anda selâmette olmasına ve rahatına ne kadar düşkündü! Onu korumak için bütün gece gözünü ondan ayırmayarak yoluna devam etti. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- her defasında uyuklamanın etkisiyle devesi üzerinde yana yattıkça, onun altında, binanın altındaki destek gibi ona destek veriyordu.Fakat o, bununla birlikte Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in rahatına düşkün olduğundan onu uyandırmıyordu. Allah ondan râzı olsun, o da Allah'ın rızâsıyla hoşnut olsun.



[1] Müsned, 3, I/155 nolu hadisin bir kısmı.Ahmed Muhammed Şakir senedinin sahih olduğunu belirtmiştir. (Bk. Müsned, I/154'deki dipnot)

[2] Buhârî, "Kitâbu'l-Meğâzî", "Enfal Sûresi: 9-13 âyetlerinin tefsiri babı" Hadis no: 3952, 7/287

[3] Fethu'l-Bârî, 7/287

[4] Sahihu Süneni’n-Nesâî,"Kitâbu'l-Cihad","Düşmanın darbesiyle yarala-nan kimsenin ne diyeceği babı". Hadis no: 2951, 2/661. Albânî der ki: Hadis: "Parmakları kesildi" ifâdesi ile önceki ifâdeden dolayı hasen olabilir. Hadis Müslim'in şartına göre uygundur. (a.g.e. 2/661) Hâfız Zehebi de hadis hakkında şöyle demiştir: "Râvileri sikadırlar." (Siyeru A’lâmi'n-Nubelâ, 1/27)

[5] Buhârî, "Kitâbu'l-Meğâzî","Âl-i İmrân Sûresi: 122. âyetin tefsiri babı". Hadis no: 4063, 7/359

[6] Minhatu'l-Ma'bud fi Tertibi Müsnedi't-Tayâlisî Ebî Davud, "Kitâbu's-Sîrati'n-Nebeviyye"," Uhud Savaşında gelen şey babı". 2346 nolu hadisin bir kısmı.2/99. Ayrıca bk. Fethu'l-Bârî, 7/82-83

[7] Bk. Minhatu'l-Ma'bud, 2/99

[8] Buhârî, "Kitâbu'l-Meğâzî","Âl-i İmrân Sûresi: 122. âyetin tefsiri babı". Hadis no:4064,7/36,Müslim, (Kitâbu'l-Cihad ve's-Siyer", "Kadınların erkekler birlikte savaşması babı". Hadis no: 1811, 3/1443, lafız Müslim'e âittir.

[9] Umdetu’l-Kârî, 16/274

[10] Müslim, 3/1443'deki dipnot

[11] İbn-i Hişam, es-Siyretu'n-Nebeviyye, 3/30; Ayrıca bk. İbn-i Hibban el-Bustî, es-Siyretu'n-Nebeviyye, s.224; Zehebî,Tarihu'l-İslam (Meğâzî), s.174-175

[12] İbn-i Hazm, Cevâmiu's-Sîre, s. 162; Ayrıca bk. Zâdu'l-Meâd, 3/197

[13] İbn-i Hişam, es-Sîretu'n-Nebeviyye, 3/29; Ayrıca bk. İbn-i Hibban, a.g.e., s. 223-224; Zehebî, Tarihu'l-İslam (Meğâzî), s.174

[14] Müstedrek, "Kitâbu Ma'rifetu's-Sahâbe","Sa'd b. er-Rabî'in -Allah ondan râzı olsun- Menkıbeleri". 3/201. İmam Hakim hadis hakkında şöyle demiştir:Bu hadis, senedi sahih olmakla birlikte Buhârî ve Muslim tarafından rivâyet edilmemiştir."Müstedrek, 3/201. Zehebi de bu hususta ona muvafakat etmiştir. (Bk. et-Telhis, 3/201)

İmam Mâlik de Muvatta (2/465-466)'da buna yakın, İmam İbn-i İshak (Bk. İbn-i Hişam, es-Sîretu'n-Nebeviyye, 3/38-39) rivâyet etmektedir. Bu rivayet hakkında Dr. Ekrem Ziya el-Umerî (es-Sîretu'n-Nebeviyye's-Sahiha, 2/386'da): "İbn İshak'ın, râvileri sika olan bir sened ile naklettiği rivâyetten" demektedir. "Mecmau'l-Bahreyn", 2/239; Şerhu'l-Mevâhib, 2/44'e istinaden

[15] Muslim, "Kitâbu'l-Mesâcid ve Mevâdiu's-Salat","Kazaya kalan namazı kılma ve namazın kazasını bir an önce yerine getirmenin müstehap oluşu babı". 681 nolu hadisin bir kısmı. 1/472

Previous article Next article

Articles in the same category